Bu durum bana öğrenilmiş çaresizlik denen bir kavramı hatırlatıyor. Bir hastalığın pençesine düştüğünüzde var olan bütün olasılık hesapları yapılarak size sunulan tedaviyi uygulamanıza rağmen kurtulamadığınızda suçu genlere atmak işin kolayına kaçmaktır. Ve eğer siz de kendiniz için bile araştırma zahmetinde bulunmadıysanız genetik deyip geçmek en kolay vazgeçiş yolu olacaktır.

Kendimden bir örnek vereyim isterseniz. Babama yıllar önce bir devlet hastanesi doktoru tarafından o zaman ki belirlenmiş aralıklardan bir miktar daha fazla kolesterolü yükselmesine rağmen yumurta yemeyeceksin denmesi ve şu an ki aşırı tereyağında bol köy yumurtası yenmesinde her hangi bir mahzur yok paradoksu konuya tıp penceresinden dahil olanların bile açıklamakta zorluk çekecekleri bir durumu yansıtıyor.

Hatırlarım o dönem babam özellikle pazar kahvaltılarında çok sevmesine rağmen yumurtanın sadece beyazını yerdi, çünkü söylendiğine göre yumurta sarısı tam bir kolesterol bombasıydı ve eğer sağlıklı yaşamak istiyorsa sadece beyazını yemesi gerekliydi. Biz yumurtalarımızın beyazını babama verirdik, o da sarısını bizlere. Yıllarca bu şekilde devam etti. Daha sonra ise sayısız sayıda makale, meta-analiz ve case study ile aslında yumurtanın kan kolesterolü üzerinde olumsuz bir etkisinin kesinlikle olmadığı ispatlandı. Ve arada sadece 10 sene gibi kısacık bir zaman dilimi var.

Bu kadar belirsizliğin olduğu bir alanda bizim kişisel gayretimiz dışında elimizde bir şeyimiz yok.

Anlatmaya çalıştığım gibi sorguladığımız sadece kızımın sağlığı.

Daha üst perdeden baktığımda ise benim amacım sadece bizim değil bu durumda olan ama maalesef ya bilmeden ya da yanlış yönlendirilerek hayatları zindan edilen insanların bu sorununa tercüman olabilmek ve araştırmanın derinleştirilerek gerçek çözüme kavuşturulmasını sağlamak.

Çözüm ise lipoproteinde eksik olan bileşenin yada yağ asidinin ne olduğunu bilmekte yatıyor. 

Bunun tespit edilmesi halinde ortada sorun da kalmayacak.