Uzm. Biyolog Mevlüt Durmuş

İlk olarak Mevlüt Hoca genetik yüksek trigliserit denen olgunun ilaçlarla tedavi edilmesinin mantıksızlığını vurgulamış.

Genetik yüksek trigliserit denen şeyin sebebi her ne olursa olsun vücudun belirli metabolizma faaliyetlerinde kullanmak üzere ihtiyacı olan yağ asitlerinden mahrum kaldığını ve bu sebeple de trigliseritin yükseldiğini belirtmiş.

Bunlar ister genetik bozukluklar olan apo C2 eksikliği, apo C3 fazlalığı, LPL Deficiency vs. ister tüm bunların dışında başka bir neden olsun, sonuç değişmiyor. Zaten ileride vereceğim birkaç örnekle de durumun aslında denilenler gibi olmadığını çok daha net bir şekilde görme imkanına kavuşacaksınız.

Aslında Mevlüt Hoca kendi bloğunda (kolesterolmasallar.blogspot.com) bu konuları detaylı şekilde anlatmış ancak burada özetin özetini vermem gerekiyor. Kısaca kanda trigliserityada kolesterol denen moleküller tek başlarına asla dolaşamazlar. Bunlar lipoprotein denen taşıyıcı partiküllerin üzerindedirler ve yapıları artık tek başlarına oldukları gibi değildir.

Bu partiküllerin yapılarında artık tek başlarına trigliserit yada kolesterol yoktur aynı zamanda yağ asitleri, fosfolipitler ve diğer moleküller vardır.

Genetik yüksek trigliserit denen olgu işte bu yağ asitleri, fosfolipitler ve diğer bileşenlerin eksikliği sebebiyle ortaya çıkmıştır ve genetik yüksek trigliserit tedavisinin yolu da besinsel olarak alınan yağ asitlerinden geçmektedir.

Bu noktada yapacağımız şu açıklama belki de konunun çok daha net şekilde anlaşılması için gerekli olabilir. Kanda meydana gelmiş trigliserit yüksekliği, partikül düzeyinde, yani lipit ve protein oranlarında asla görülmeyecektir.

Trigliserit /kolesterol gibi moleküllerin de bulunduğu küçülmüş lipoprotein partikülleri, normal boyutlarına gelmek için sürekli olarak yağ asitleri ve steroid yapılı molekül ararlar, yani partikül bazında ortaya çıkan eksiklikten dolayı reaksiyona girmek isterler.  İşte bu sebeple de çeşitli bilimsel yayınlarda okside yada küçük lipoprotein olarak adlandırılırlar.

Yapı olarak küçülen partiküllerin neden küçüldüğünün araştırılması gerektiğine ilişkin olarak da küçülen partiküllerin neden küçüldüğünü, hangi maddelerin partiküllerde azaldığını araştırın! Çünkü partikül üzerindeki moleküllerde bir azalma olmadan da partikül küçülür diyorsanız, lütfen ilkokul kitaplarından yoğunluk ve moleküler ağırlık ilişkisini yeniden okuyun veya ilkokul öğretmeninize yeniden gidin, ilkokul öğretmeniniz size iyi öğretmemiş… demişMevlüt Hoca.

Dahası partikül içeriğinde azalan moleküllerin neler olduğunu bulduğunuz zaman bilime gerçek anlamda katkı sağlarsınız diyerek de konuya kendi penceresinden noktayı koymuş.

Burada önemle durulması gereken şey ise partiküllerde yağ asitleri, fosfolipitler ve kolesterol azaldığı için bu partiküller küçülmek zorunda kalmışlardır.

Bu  sebeple de tedavi amaçlı müdahaleler trigliserit gibi bir değere yada yüksekliğe göre değil, partikül yapısının fiziksel durumuna göre seçilmelidir demiş makalelerinin pek çok yerinde.

Bizim hareket noktamız da işte tam olarak burası, küçülen partikülün fiziksel yapısı

Çünkü lipoprotein denen partiküllerdeki eksik olan bileşenin besin olarak tamamlanması halinde genetik yüksek trigliserit denen durumdan kurtulunacağını ve metabolizmanın ihtiyacına göre yağ asitlerinin tespiti halinde kesin olarak tedavi edilebilir bir durum olduğunu yeniden ekleyerek bitirmiş, hayata gözlerini yummuş.

Aslında kendi bloğunda ve kitaplarında o kadar anlaşılır ve o kadar güzel anlatmış ki bazı şeyleri en başta dediğim gibi tıp ile bağlantısı olmayanların bile hemen anlayabileceği gibi. Mesele aslında zorla yaratılan ve insanların kafalarını bulandıran toz bulutunu dağıtmak, başka bir amaç yok. Çünkü olaya ister kolesterol isterse trigliserit penceresinden bakın sonuç hep aynı noktaya gelecektir.

Eksik bileşen ya da bileşenleri besin şeklinde alarak görece yükseklikten kurtulmak temeline oturtulmuş her şey. Eksiklik giderildikten sonra da zaten sorun da ortadan kalkacak.

Tabii ki bu araştırılmayı bekleyen bir konu olarak bir kenarda her zaman duracak. Benim için elimizdeki çözümlerden sadece biri, fakat inanıyorum ki çok daha fazlası dışarıda var ve elimizden geldiğince de araştırarak bulmaya çabalıyoruz. Derdim bilimsel olarak ispatlı bir şeylerin peşinde zaman tüketmek değil, dedim ya bilim durağanlığa asla müsaade etmemeli ve bilim insanları her şeyi biliyorum yanılgısına düşmemeli diye ancak görüyorum ki sentetik ilaçların üzerinde yapılan yoğun çalışmalar ve harcanan çok yüksek miktarda paralar aslında olması gerekenin dışına hızla çekildiğimizin somut kanıtı olarak görülebilir mi ? Üzerinde düşünmeye değer bence…

Dr Ron Rosedale

İkinci olarak görüşme fırsatı yakaladığım Dr Ron Rosedale 1999 yılında verdiği bir seminerde bizim gibi LPL Deficiency sahibi bir hastasını anlatmış ve o seminerin tüm içeriğini daha sonradan gönderdi.

Bu notlarda daha sonra kendi hastası olan bu kişinin o zamanın en iyi ilaçlarını en yüksek dozlarda kullanmasına rağmen trigliseridinin 2200 ve kolesterolünün de 950’ler civarında olduğunu ve bu hastaya doktorları tarafından bu ilaçları bu dozlarda kullanmasına rağmen hala bu seviyelerin altını göremiyorsa ölümünün yaklaştığını ve ailesiyle yavaş yavaş vedalaşması gerektiği denildiğini eklemişti. 

Şöyle bir düşünüyorum da acaba nasıl bir duygudur bu? Muhtemelen duyanı inanılmaz derecede sarsar. Tıbbın pozitif bir bilim dalı olmasına ilişkin kuşkuo anda kafamda belirdi ???

Sağlığın bozulduğunda kendini bilgisi ile emanet ettiğin doktorlar ilaçlardan beklenenler gerçekleşmeyince ve akla gelen her şey denendikten belli bir zaman sonra bu işin olmayacağını söyleyip, adeta veda turlarına çıkılmasını salık verdiklerinde ne hisseder insan?

Dr Ron Rosedale’in bana söylediği kadar anladığım bu eksik olan bileşeni saptama imkanı bulamamış ancak yüksek kaliteli yağlı diyetle sadece 12 haftada bu hastasının bütün değerlerini normal aralıklara getirmiş.

Hem de ilaç vs kullanmadan, vücudun kendi dinamikleri ile.

Konuşmamızın bir bölümünde hastasına ölümünün, sahip olduğu hastalıktan değil, yoğun ilaç kullanımından olacağını da eklemiş. Hastanın bütün değerlerini yüksek kaliteli yağ içeren diyetle düzeltmiş.

Son mailinde bu hastasının ( kafanız karışmasın, bu kişi artık bir hasta değil ) inanılmaz iyi ve sağlıklı olduğunu da eklemişti. Psikolojik olarak hastalığa saplanmış gibi hissediyorsunuz önceleri ama sonra -belki kendi de düşünmüştür- bir şey ( belki mucize gibi ) yaşıyorsunuz ve durumumuzdan tamamen kurtuluyorsunuz. Aslında benim açımdan bu gerçek BİLİM’in ta kendisi. Tarifi ve tasnifi yapılamasa da…

Bir de DrRosedale bana hayatımın dersini vermişti. İlaçlarla ya da düzgün tasarlanmamış diyetlerle düşürülen değerlerin tamamı sorun ne olursa olsun sonuç olarak sadece “RAKAMLARLA OYNAMAKTAN İBARETTİR” demişti, “bizim işimiz rakamlarla  değil insan sağlığı ile” diye de eklemişti.

Prof Dr David Diamond

Üçüncü olarak Prof Dr David Diamond ki kendisi de genetik yüksek trigliserit hastası olduğunu sonradan öğrenip, panikleyip önce ilk konvansiyonel (yağ kısıtlı diyet  ve egzersiz ) yaklaşımlarla tedavi olmaya çalışmış, uyguladığı yağsız diyete 6 ay boyunca sıkı şekilde bağlı kalmasına rağmen düşürememiş ancak sonra diğer doktorlar tarafından ilaçların kullanımı devreye alınmaya çalışılırken birden kendisi araştırıp aslında bir şeylerin yanlış bilindiğini ve tedavinin kesinlikle ilaçlı veya yağsız diyetlerle olmaması gerektiğini keşfetmiş.

Çünkü Bay Diamond’a sahip olduğu trigliserit seviyesi ile normal bir kişiden 15 kat daha fazla koroner kalp hastalığına yakalanabileceği söylenmiş.

Dr Diamond aynı zamanda psikoloji, moleküler farmakoloji alanlarında profesör ve nöroloji konusunda da PhD derecesi var.

Hastalığının türü bizden bir miktar farklı gibi göründü fakat sonuç aynı vücut açısından; trigliserit metabolizmasında bir hata-yanlışlık var.

Yine aynı şekilde istediği kadar yüksek kaliteli yağ yiyerek trigliseridini hızlı şekilde ve çok kısa sürede düşürmüş.

Hatta yine trigliserit seviyesi 1500-2000’ler seviyesinde olan hastalarının da trigliseritseviyeleri yüksek kaliteli yağlı şekilde beslenme ile birkaç günde normal aralıklara gerilemiş.

Üzerinde önemle durduğu bir konu da şeker tüketimiydi. Açlık insülin değerinin ve kan şekerinin mümkün olduğunca düşük tutulması gerektiğini ve vücuda esas zarar verenin bunlar olduğunu da söylemişti konuşmamızda.

Zaten sonuçlar hakkında bilgilendirdiğimizde trigliserit hariç herhangi bir sorununuz yok gibi duruyor, kanbonhidrat ve şekerden fakir ama yağdan zengin bir diyetle de bu işin çözümlenebileceğini eklemişti.

Bir diğer husus kakao oranı en az %70 olan bitter çikolatanın küçük porsiyonlarla herhangi bir sağlık sorununa sebebiyet vermeyeceğini konumuzun içine sıkıştırmıştı.

Şimdi kendisini inanılmaz derecede iyi hissettiğini ve tekrar gerçek manada sağlığına kavuştuğunu söyledi.

Belki de en önemlisi kesinlikle yağ kısıtlı diyet öneren doktorlardan da uzak durmamızı tembihledi. Kuzumla bizim fotoğrafımızı bile istedi. Kaliteli uzun ömürler diledi.

Doç Dr Yavuz Dizdar

Dördüncü olarak Doç Dr Yavuz Dizdar’ın ki kendisi onkolog olarak görev yapmaktadır, bizim konumuzla uzak yakın bir teması olmamasına rağmen ( biliyorum bu ifade çok yanlış çünkü Yavuz Hocam da bütüncül anlayışı her platformda ısrarla dile getirir ) bizimle ilgilenmesi, durumumuzu yüz yüze dinlemesi beni inanılmaz derecede mutlu etti.

Üstelik bizim durumumuzu öğrendikten sonra yakın tarihli bir olayı anlatması girişimimize manidar bir fark kattı.

Bizim farkındalık adına Yavuz Hoca ile temasımızdan sonra kendisi kardiyolog arkadaşları ile görüştüğünü ve onların da Canan Karatay Hoca’nın açıklamalarından sonra yüksek kolesterollü hastalarına tereyağı verdiklerini ve istisnasız şekilde hepsinin de kolesterollerinin düştüğünü anlattı.

Bence de bir şekliyle ilk öğrenildiğinde inanılmaz ancak bir diğer şekliyle de tamamen okuduklarımla – anladıklarımla – özümsediklerimle birebir örtüşüyor. Çünkü genetik yüksek trigliserit hücresel üretimle alakalı değil tamamen karaciğerin işlevsel durumunu bazı etkenlerle gerçekleştirememesi durumudur. Vücuda gereken ki bizim de tek arayışımız özetle bu yağ asitleri takviyesi yapıldığında problem ortadan kaybolacak.

Yani kaliteli yağ asitlerinin besin olarak alınması ile küçülen partikül yapıları normal boyutlarına geliyor; karaciğer reseptörleri normal boyutlardaki partikülleri kandan geriye alıyor ve yükseklik ortadan kayboluyor.

Sonuç olarak benim açımdan şaşırtıcı olan ise yine hep farklı yollarla ve yöntemlerle ama tek bir tarafa doğru yönlendiriliyor olmamdı. Artık emin olmam gereken şeyleri kaderin – ya da adına her ne denirse –  bu kadar araştırmamın ardından bana zorla ve adeta burnumun ucuna getirerek göstermesi, ilginçliği bin kat daha artırıyordu.

Gördüğüm şey yüksek kaliteli yağlar, ya vücudun anabolizmasında ya da katabolizmasında bir şeyleri tetikliyor ama total metabolizma olaylarında hala bilim dünyasının hem fikir olamadığı-olmadığı muazzam boyutlarda düzelmeler yaratıyordu.

Hatta bu durum DrNatashaCampbell-McBrideın söylediklerini destekler gibi vücuda ihtiyacı olan gerçek besinleri verdiğimizde gerçekten de kendisini iyileştirme yeteneği korkunç mu? Kendi Otizm’li oğlunu yine kendisinin tasarladığı ve aslında her insanın dikkatle uygulaması gereken bir diyet programı ile  çok kısa denebilecek bir sürede tamamen sağlığına kavuşturması ve dahası 10000’in üzerinde çocuğu da aynı metotlarla sağlıklı hale getirmesi şaşırtıcı değil mi?

Bir de unutmadan ekleyeyim, genler gerçekten de kaderimiz mi sorunu çıkıyor karşımıza. Yani genlerimizde bulunan yada bulunmayan yada hatalı bulunan kodlara-dizilimlere göre mi yaşamak bizim kaderimiz ? Hiç sanmıyorum ama bu konuya daha sonra tekrar değinebiliriz.

Dr Mc Bride bu olayın kendisi ya da diyeti ile bir alakasının olmadığını ve olayın tamamen vücudun kendi dinamikleri sebebiyle olduğunu ısrarla ve sürekli tekrarlamış.

İnsan metabolizması bütün bu anlatılan ve anlatılmayan ya da anlaşılamayan olayların ışığında kendisini dışarıdan gereksiz müdahale olmadan iyileştirebiliyorsa bizim durumumuz da neden bu şekilde değerlendirilmiyor?

Yabancı literatürde terminal olarak adlandırılan ve bizde de karşılığı ölümcül olarak çevrilebilecek hastalıklarında bile vücudun-metabolizmanın bilinmeyen binlerce onbinlerce savunma mekanizması bir tarafta araştırılmayı-incelenmeyi-keşfedilmeyi bekliyorken tek savunma mekanizmamız pek çok kişi tarafından sadece YAĞ KISITLI olarak üzeri çizilerek belirtiliyorsa bunda sadece doğru bilgiye ulaşmak istemeyenlerle örülü bir sistematik var dememiz ağır bir eleştiri olmaz değil mi ?

Bence yapılacak pek çok şey ve alınacak çok mesafe var, şimdiye kadar sadece önermelerle uğraştık. Aynen bütün tilkiler kahverengi önermesi gibi, ancak unutulmaması gereken şey kutup tilkileri beyaz renklidir.